berata yolculuk…

Sahil kasabasi…
Karadenizin ortlarında bir yerlerde…
Kandil Gecesi.
Bu gece de bir güzel geldi gözüne.Gün batımı sonrası gökyüzünün aldığı renk.
Entesan bir parlaklık var gökyüzünde. BERAT KANDİLİ olması nedeni ile düşündü içinden.

Bir tatil kasabası ama özellikle gün batımında karadenizin güzelliklerinin gözler önüne serildiği bir kasaba. Yaratanın varlığının kanıtlarından bir renk cümbüşü. Nice ressamın emeklerini boşa çıkartan bir tablo.

Tam da gecesi işte. Berat gecesinde gökyüzü, deniz. Müjdeliyor insanları. Bakmasını bilene. Bakabilene.

Yan masada oturanların kandilden haberleri yok gibi tokuşturuyorlar kadehleri.
Acaba dedi kendi kendine biz boşunamı uğraşıyoruz. Ne oldu bu millete.

Millet önce cuma akşamları yani perşembe geceleri içmemeyi bıraktı.
Sonra Ramazanda şimdide kandillerde.
Vur patlasın çal oynasın bir hayat. Nereye kadar onlarda bilmiyor.
Düşünmekten kaçar halde ayık kafa ile dolaşmak yerine erkeklik gösterisi için peşpeşe içilen kadehler. Ertesi sabah pişmanlıkları da kalmadı insanlarda, sadece bir baş ağrısı şikayeti diye düşündü.

Deniz kenarına gideyim kumlara oturayım,YARATAN ile başbaşa geçireyim bu geceyi. İnsanların haline kafa patlatmasının bir faydası yoktu.Keşke bugün gelmeseydi buraya. Ama iş nedeni ile gelmesi gerekiyordu. Hiç olmazsa deniz kenarında ibadet ederim. Dua ederim diye düşünmüştü gelirken.
Gelmeseydi gideceği zikiri hissetti bir anda kalbinde. Ne güzel olacaktı halbuki. Nasip değilmiş dedi içinden.
DÜşündü arkadaşlarını teker teker. Kimbilir ne yapıyordu onlar.
Aklına geldikçe onların ibadetleri karşısında utandı kendisinden. Yorgundu. Çok yorgundu.

Daldı gökyüzünün renklerine tekrar. Yıldızları seyretti. İsmini hatırladığı bildiği yıldızları bulmaya çalıştı gökyüzünde.
Telefonu çaldı. cevaplar cevaplamaz : “Dayı akşam geliyormusun” diye sordu karşı taraftaki ses. Yarasına parmak basmış gibi içinde bir his oluştu. Zaten bu gece buraya geldiğine pişman olmuştu.
“Yok yeğen ben seyahatteyim karadeniz deyim” diyince “iyi ben camiye gidiyorum demişti” yeğeni.

Özenmişti yeğene.
Kıskanmıştı yeğeni.
Ne güzel demişti içki masaları yerine cami de ibadet edecek yeğen. Namaz kılacak yalvaracaktı Yaratan’a.
Bir türlü konsantre olamıyordu geceye. Gerçekten pişman olmuştu bu gece buraya geldiğine.

Sadece akşam namazından sonra köy camisinde okunan kuranı dinleyebilmişti. Neyse yatsıdan sonra bana kalır, takılırım tek başıma diye kendini avuturken, çalıştığı firmanın elemanları da geldi kahvedeki masanın boş taburelerine. Keşke dedi az önce kalkıp sahile inseydim. Pişman olmuştu beş dakika önce kalkmadığına kahveden. Sahile gidip kendisi ve Yaratanı ile başbaşa kalacaktı öyle hayal etmişti.

Selam hal hatırdan sonra başladılar işlerden konuşmaya.
İçinden bu dünyalık işleri konuşmayalım bu gece, gelin gidelim ibadet edelim demek geldi.

Allah’a yalvaralım:
Yaptığımız gıybetlerden,
Konuştuğumuz dedikodulardan,
Yediğimiz Haklardan,
İncittiğimiz insanlardan,
Tutmadığımız sözlerden,
Ödemediğimiz borçlardan,
Yediğimiz helal olmayan yiyeceklerden,
Bilerek veya bilmeyerek edindiğimiz günahlardan,

Allah’a sığınıp yalvaralım affetsin bizi.Demek geçti içinden iş arkadaşlarına. Diyemedi.

Ben yanlız kalıp sahilde deniz kenarında namaz kılmak gecenin karanlığında ALLAH’a yalvarmak istiyorum. İnsanlar ile değil yaratan ile konuşmak istiyorum demek geldi içinden diyemedi.

Sonra teker teker ibadet ettiğini bildiği ve tahmin ettiği kişileri getirdi aklına. Hayal etti nasıl bir gece geçirdiklerini. Tek tek isim isim onlara dua edebildi sadece etrafındaki insanların dedikodu konuşmalarının içinde. Bedeni onlar ile beraberken aklı kendini ibadete vermiş arkadaşlarında idi.
Çocukları geldi aklına ne yapıyorlardı acaba.

Dur dedi oğlanı arayayım. Aradı oğlunu :
oğlu babasının sıkıntısını anlamış gibi
“Baba sabah namazına gittim çok güzel oldu, şimdide birazdan Yatsı namazına camiye gideceğim” diyince çok mutlu oldu.

“Aferin Oğlum” dedi sadece “zevkini aldı isen bundan sonra sabah namazına ev halkını kaldırma görevi senin olsun” dedi evladına. Tamam dedi evladı.

Kapattı telefonu evladı ile görüşmesi bitince. Yaşlandıkça evlatlarını daha çok özlüyordu. Eskiden özlem aklına bile gelmezdi. Görev sonuna, eve dönene kadar aklına getirmezdi ev hasretini veya özlem duygularını.
Özlerdi çok özlerdi. Ama belli etmezdi.
O zamanlar cep telefonu da yoktu. Jetonlu ankesörlü telefonlardan konuşabilirlerdi sadece ev halkı ile.
Telefon bulup aradığında bazen ev halkı evde olmazdı. Denk getirebilirsen görüşebilirdin. Ama bu kadar tedirgin olmazdı insanlar, aradıkları kişilere ulaşamayınca.

Şimdi cep telefonları var. Aradığında ulaşamadığında hemen tedirgin oluyor insanlar. Birazdan nasıl olsa ulaşırsın diye düşünmeden hemen bir gerginlik ve tedirginlik yaşıyor, sıkıntı çekiyor insanlar.

Ne oldu bize kardeşim ya diye düşündü gene.
YEDİKLERİMİZDEN kesinlikle yediklerimizden insanlar değişti diye kesin karar verdi.
Yoksa bu kadar insan, kısa sürede bu kadar değişebilsin.

Yan masadan bir ufak rakı daha istendi.
Tatile gelmişti eleman.
Bir kaç otel ileride ise 20-25 kişiden oluşan bir grup vardı.
Hafiften müzik seslerinin yanın da, şerefe nidaları ile kadeh tokuşturma sesleri de geliyordu ortama…

Morali bozuldu. Etrafındakilerin konuşmalarına katılıyordu arada ancak morali bozuktu aslında.

Sıkılmıştı bunalmıştı. Konuşmalar bu gece hiç ilgisini çekmiyordu. Zaten hep aynı konu üzerinde dönüyordu konuşma. Kimseye bir faydası olmayan boş konuşma misali.

Ne yapsam acaba derken, Yatsı ezanı okunmaya başladı. Köy camisinin sesi iyice kısılmış hoparlöründen çekine çekine okunan yatsı ezanı sesini duydu.
Sanki imam korkarak ezan okuyordu. Tatil beldesine gelen tatilcileri rahatsız etmeyelim dercesine.
Kabe imamının sesinden ezan okusanda fayda etmez aslında, zira onlar çoktan ayıklık ile sarhoşluk arasında ki sınıra geldiler, o yüzden ezan okunurken bile devam ettiler eğlencelerine.

Ne oldu bu millete.

Artık başkasına da saygı kalmadı. Nasıl olsa birazdan sarhoş boyutuna geçince kavga edeceklerdi. Nedense hep bu tip eğlencelerin ardından bir sorun bir tartışma olurdu.

En güzeli camiye gitmek en azından etrafındaki arkadaşları da incitmeden ayrılabilirdi onların yanından. Müsade istedi iş arkadaşlarından, yatsı namazını kılmak için. Bari gelin kandilleşelim ki bu bahane ile belki biri namaza gelmek ister diye düşündü.
Abi bizde namaza gidecektik ama senden çekindik dedi bir tanesi.
Utandı kendinden ben ne düşünüyorum ama nelere neden oluyorum.
Şükretti ALLAH’a.
Az daha elemanın namaza gitmesine engel olacaktı.
Hep birlikte geçtiler Yatsı namazı için Köy camisine.

Gene kalmıştı YARATAN’ı ile başbaşa. Şükürler olsun.
Geceniz mübarek olsun.
ALLAH yar ve yardımcımız olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir