Eskiden 40 adım şimdi 4 bin.

internette geziniyorum ara ara.
Herşey ticari olmuş artık. Biri siyahı çıkarıyor, diğeri de hemen beyazı. Eskiden iyi kötü savaşı vardı. Artık sadece iki sınıf yok. Tonlarca sınıf bir arada. Artık kırmızılar, allar veya maviler ile turkuazların savaşı var.

Haçlı seferlerinin değişik versiyonları var. Düşünen düşünmeyen savaşları ise son zamanlar da arttı sanırım daha da artacak. Kim kazanır bilinmez.Dilerim haklı kazanır ve kazanacaktır bizim inancımız da bu yönde. ama bu aralar güçlü daha çok kazanıyor.

Sen denizde yürümeye başlasan, veya bir kıyıdan diğer kıyıya deniz üzerinde yürüyerek geçsen hemen aaa yüzme bilmiyormuş diyebilecek kadar yoğun bir eleştiri akımı. Ne zaman ne olacak belli değil işte.

Sen dini eğitim vermek istediğin çocuğunu otoritenin müsadesi olmadan herhangi bir kursa okul öncesi gönderemezsin diyenler, kendi çocuklarına gelince eğitim yaşı geçmesin diye ana okulu yaşını 5’e çekmeye çalışacaksın. Enteresan nokta bu sorunu halledeceğini beyan eden söz veren yöneticilerimizden ses seda çıkmaz iken bu soruna karşı olan yöneticilerimizde bu sorunu biz hallederiz havasına girmiş durumda. Yani sap saman karıştı. Kafalar zaten karışıktı memleketim de.

Laik, şeriatçı. Layık olmayan layıkı ile olan. Siperde çömelen çömelmeyen diye arttıyor her geçen bu sınıf ayrımları. Bu kafa karışıklıkları.

Dün gece animasyonlu bir filme gittim çocuklarım ile. Uzun zaman olmuş aslında onlar ile ilgilenmeyeli. Onların dünyasından benim stresli dünyama bakmak istedim. Benim için,eşim için hayatın anlamı, hayatımın geri kalan kısmında yani. Onlar ile güldüm filmde. Nerede ise onlar ile de ağlayacaktım. Çok duygulandım. Elin oyuncakları kadar olamadık yardımlaşmada. Çıkarsız ilişkide.

Bir taraftan sağlıksız gıdaları piyasa ya sunan bizler bir taraftan da onların verdiği zararları telafi edeceğini beyan edenlere inanarak, “zar zor kazandıklarımızı” birileri daha çok kazansın diye kendi elimiz ile harcıyoruz işte.

Hatırlarım dedemin yemek yeme şeklini. 80 den biraz yukarılarda vefat etti. Ya hiç bir şekilde yemek yeme disiplininden taviz verneyen 99 civarında vefat eden anneannem yanılıyordu acaba. Bu kadar kendini kasmanın ne anlamı vardı. Kafasına silah dayasan akşam namazından sonra ona kimse yemek yediremezdi.Ölmeden bir kaç gün öncesinde afiyetle baklava bile yedi. Her gün en azından balı şeker niyetine yerdi.

Son günlerinde kendisine hediye edilen hırkanın yakışıp yakışmadığını etrafında ki torunlarına tek tek soracak kadar da bilinç ve muhakeme içindeydi.

Şimdi ben onun yarı yaşına bile gelmeden darmadağın olmuş bir hayat. Diyetler ilaçlar vs. Hangi birini alırsan al sonuçta kolesterol gene yükseliyor.

Dedem ile anneannemin hiç bir zaman benim kadar yürüdüklerini bile sanmıyorum hatırlamıyorum. Dedemin en fazla yürümesi yayla da sığırının arkasında attığı bir kaç adım ile namaz dan namaza camiye kadar atılan adımlar işte. O zamanlar yenilenler 40 adım da yakılabiliyordu. Şimdi günde 4 bin adım bile yeterli olmuyor.

Tereyağı ile et arasında nasıl bir seçim yapacaktı ki dedem. Öyle bir derdi yok du. Hangisini bulursa hemen tabağını deyim yerinde ise silip süpürürdü. Kolesterolmüş, şekermiş nedense hiç duymadığı kelimelerdi onun için. Herhangi bir anlamı olmayan torun konuşmaları idi.

Şimdiler de para vererek öğrenmeye çalıştığım, dedelerimizin yemek yeme alışkanlıklarını sobanın alevi ile aydınlanan odanız da, dizlerinizin dibinde oturararak öğrenseydim.

Mekanınız Cennet olur inşallah.

Neyse ben gideyim biraz yürüyeyim bari. Damarlarım tıkanmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir