Halka Domuz Eti Yedirenlere Lânet Olsun!
1ÇATALCA’da bir lokantada 155 kilo yaban domuzu eti yakalandı. Gazeteler yazdı, TV’ler duyurdu. Etlerden nümune alınmış, tahlil yapılacakmış.
Toplum bu gibi haberlerden fazla etkilenmiyor.
Uzun yıllardan beri halkımıza külliyetli miktarda evcil ve yaban domuzu eti yediriliyor.
Yurdumuzun Batı kısmında bir yığın domuz çiftliği faaliyet gösteriyor.
Koyun ve sığır bir defada bir yavru yapıyor, domuz on iki yavru.
Koyun ve sığır her şeyi yemiyor. Domuz ne bulursa yiyor. Hattâ pislik/kazurat bile yiyor.
Koyun ve sığır pahalıya mal oluyor.
Evcil domuz çok ucuza mal oluyor, yaban domuzu bedava.
Zamanımızda ilim ve teknik ilerledi. Öyle tahlil makineleri var ki, bir buçuk dakika içinde bir etin veya yağın domuz olup olmadığını tespit ediyor.
Profesyonel avcılar vurdukları domuzları ormandaki yolların kenarına getiriyormuş, üstü tenteli kamyonetler geliyor, oracıkta tartıyor ve peşin para ile alıyormuş.
Domuzcular “Biz bu etleri Müslüman halka yedirmiyoruz, turistlere yerdiriyoruz…” diyorlar ama onlara kim inanır.
Yurt içindeki domuzlar yetmiyormuş gibi dışarıdan büyük miktarda domuz iç yağı ithal ediliyor.
Bunlarla sabun ve şampuan yapılıyor.
Bazı sabuncuların ellerinde “Domuz yağı sabun yapılırken tamamen kimyevî değişime uğrar değişir ve kullanılması caizdir” mealinde fetvalar varmış. Sakın bu para ile alınmış fetvalara inanmayın, kanmayın. Domuz yağının bir kısmı sabunun içinde domuz yağı olarak aynen kalır.
Tıp sahasında da domuzlu maddeler kullanılıyor. Büyük bir firmanın ensülini domuzdan çıkartılıyor.
Hazmı kolaylaştıran bazı mide ve sindirim ilaçları da domuzlu.
Şekercilikte, pastacılıkta domuzlu jelatinler.
Avrupa ülkelerinde ekmeğe genellikle domuz yağı karıştırılıyor. (Pain ameliore en Belgique)
Domuz derisinden yapılmış ayakkabı, kemer ve çantalar.
Domuz eti, domuz yağı, domuzlu maddeler, ilaçlar, gıdalar, şekerlemeler bizi çepeçevre sarmıştır.
Dindar Yahudiler domuz yemezler. Hahambaşılık bu konuda bütün tedbirleri almıştır.
Eminönü’nde koşer bir Yahudi lokantası var, Hahambaşılığın vazifelendirdiği bir haham orada sabahtan itibaren nöbet tutar, yemeklerin Yahudi şeriatına göre olmasını kontrol eder, dikkat sarf eder, içeriye domuz etinden geçtim, mezbahada haham tarafından kesilmemiş etlerin girmesine bile izin vermez. Bizim Diyanet’in bu konuda yetkisi yoktur.
Müslüman halka bol miktarda domuz eti ve yağı yedirilir, Diyanet seyrine bakar. Seyrine bakmaktan geçtim, belki de hiç ilgilenmez.
Efendim kanunlar, tüzükler bu konuda Diyanet’e salahiyet vermiyormuş, bu iş Diyanet’in vazifesi değilmiş… Yahu siz ne diyorsunuz, kanundan ve tüzükten önce Allah var, Kur’an var, Sünnet var, Şeriat var, vicdan var, insanlık var.
Müslüman halka domuz eti, domuz yağı ve domuzlu mamuller yedirilmemesi konusunda elden gelen bütün kontrolleri ve tahlilleri yapmayan bütün belediyeleri protesto ediyorum.
Vatandaş olarak onlara hakkımı helal etmiyorum.
Türkiye’deki sistem laiktir ama Müslümanlara ille de domuz yedirilecek diye bir kanun ve kural da yoktur.
Bu konuda vazifelerini yapan, tahlil makineleri ile piyasadaki etleri ve et mamullerini devamlı tahlil eden, kontrol eden belediyelere teşekkür ediyorum.
Vazifelerini yapmayan, halka domuz eti ve yağı yedirten belediyelere beddua ediyorum.
Allah onların işlerini rast getirmesin.
İnşaallah tepe üstü düşsünler.
Mehmet Şevket Eygi
27 Ekim 2011 – Milli Gazete
Yazının orjinali için tıklayın
Çaydan ne istediniz…
1Oturuyoruz bir çay salonunda kaderdaşımla…
Yıllardır her türlü gıdalarımızda bir bozulma, eski tadları alamama. İnsanların da hareketlerinde değişimler. Anormal tavırlar.
Otobanda sol şeritte 60 km ile giderken cep telefonu ile konuşmalar. İkaz ettiğinde garip garip bakmalar…Tepkisiz.
Eskisi gibi arabadan inipte kavga edenler yok. Sadece anlamsızca bakıyor yanından geçerken. Belki de anlamıyor sol şeritte çok yavaş gidip kazaya neden olabileceğin.
Bunun yanın da herkes avantacı. Çalışmadan para kazanma derdinde.
Geçenler de bir devlet dairesindeki memur(e) hanım ile zorunlu sohbetimiz sırasında çok yoğun olduklarını öğreniyorum. Nedense benim orada olduğum 20 dakika içinde benden başka bankoya gelmedi. Benden sonrada fazla kişinin olduğunu sanmıyorum. Çok yoğun bir yer değil aslında ama memure hanım durumdan şikayetçi nedense.
Çayını yudumlarken bana çok yoğun olduklarını dolayısı ile evrak başvurumun neticesini ne kadar sürede alabileceğimizi bilemediğini ifade ediyor…Yaptığı işe dikkat kesiliyorum. Normalde evrak başvurusunu alıp bilgisyara girmek. Çok yetenek, zeka veya efor gerektiren bir iş değil.
Hep böyle yoğunmudur diye soruyorum memure hanıma. Hep böyle 15 senedir bu şekilde diyor bana halinden şikayetçi bir tavırla.
Yoğunluk görmemiş memleketimin memuru.
Anlam veremiyorum haline. Aynı sol şeritte yavaş giden şöför gibi farkında değil yoğunluğun olmadığının.
Ne oldu bu insanlara…
neden algılarında problem var neden tembelleştik.
Kimsenin canı çalışmak istemiyor.
Sen çalışma ben çalışmayayım kim çıkaracak o evinin baş köşesine koyduğun LCD tvyi kim üretecek. Çok merak ediyorum bu memure hanımı o tv üreten tesisde ne kadar süre çalışabilir acaba.
Neyse bizde çayımızdan bir yudum alırken rengine dikkat kesiliyorum ister istemez. Eskiden tavşan kanı dediğimiz tarzda bir renk. Ama tadında iş yok. Eski çaylar ile alakası yok.
Geçenler de tv de bir haber çıkmıştı. Bayat ve fire çayları alıp sırf renk versin diye DOMUZ KANI ile renklendiren 20 küsür kişilik bir çete yakalanmış adliyeye götürülüyordu.
İşin enteresanı çetenin içinde jandarma ve polis teşkilatından memurlarda var.
Ya kardeşim çaya da mı el attınız.
Domuz kanı nereden aklınıza geldi. Madem yapacaksın bari inek kanı koy. Keçi kanı koy. Domuz kanı nerden geldi aklınıza. Ve ya nereden öğrendiniz anlamadım ki.
Adliyeye götürülen çete üyelerinden bazıları o kadar pişkin halde kameralara bakıyorlardı ki ben utandım ama onlarda ar damarı diye bir şey kalmamış.
Şimdi merak ettiğim ben bu çaylardan içtimmi.
İş seyahatlerimiz sırasında en rahat kullandığımız çay da elimizden gitti. Geçenler de simitimizide almışlardı elimizden. Susamını bozarak.
ne yiyeceğiz biz ne içeceğiz yarabbim.
Ne oldu bu insanlara diye düşünmenin anlamı yok artık.
Çayında bile domuz kanı olduktan sonra…
Allah yardımcımız olsun.
Eskiden 40 adım şimdi 4 bin.
0internette geziniyorum ara ara.
Herşey ticari olmuş artık. Biri siyahı çıkarıyor, diğeri de hemen beyazı. Eskiden iyi kötü savaşı vardı. Artık sadece iki sınıf yok. Tonlarca sınıf bir arada. Artık kırmızılar, allar veya maviler ile turkuazların savaşı var.
Haçlı seferlerinin değişik versiyonları var. Düşünen düşünmeyen savaşları ise son zamanlar da arttı sanırım daha da artacak. Kim kazanır bilinmez.Dilerim haklı kazanır ve kazanacaktır bizim inancımız da bu yönde. ama bu aralar güçlü daha çok kazanıyor.
Sen denizde yürümeye başlasan, veya bir kıyıdan diğer kıyıya deniz üzerinde yürüyerek geçsen hemen aaa yüzme bilmiyormuş diyebilecek kadar yoğun bir eleştiri akımı. Ne zaman ne olacak belli değil işte.
Sen dini eğitim vermek istediğin çocuğunu otoritenin müsadesi olmadan herhangi bir kursa okul öncesi gönderemezsin diyenler, kendi çocuklarına gelince eğitim yaşı geçmesin diye ana okulu yaşını 5′e çekmeye çalışacaksın. Enteresan nokta bu sorunu halledeceğini beyan eden söz veren yöneticilerimizden ses seda çıkmaz iken bu soruna karşı olan yöneticilerimizde bu sorunu biz hallederiz havasına girmiş durumda. Yani sap saman karıştı. Kafalar zaten karışıktı memleketim de.
Laik, şeriatçı. Layık olmayan layıkı ile olan. Siperde çömelen çömelmeyen diye arttıyor her geçen bu sınıf ayrımları. Bu kafa karışıklıkları.
Dün gece animasyonlu bir filme gittim çocuklarım ile. Uzun zaman olmuş aslında onlar ile ilgilenmeyeli. Onların dünyasından benim stresli dünyama bakmak istedim. Benim için,eşim için hayatın anlamı, hayatımın geri kalan kısmında yani. Onlar ile güldüm filmde. Nerede ise onlar ile de ağlayacaktım. Çok duygulandım. Elin oyuncakları kadar olamadık yardımlaşmada. Çıkarsız ilişkide.
Bir taraftan sağlıksız gıdaları piyasa ya sunan bizler bir taraftan da onların verdiği zararları telafi edeceğini beyan edenlere inanarak, “zar zor kazandıklarımızı” birileri daha çok kazansın diye kendi elimiz ile harcıyoruz işte.
Hatırlarım dedemin yemek yeme şeklini. 80 den biraz yukarılarda vefat etti. Ya hiç bir şekilde yemek yeme disiplininden taviz verneyen 99 civarında vefat eden anneannem yanılıyordu acaba. Bu kadar kendini kasmanın ne anlamı vardı. Kafasına silah dayasan akşam namazından sonra ona kimse yemek yediremezdi.Ölmeden bir kaç gün öncesinde afiyetle baklava bile yedi. Her gün en azından balı şeker niyetine yerdi.
Son günlerinde kendisine hediye edilen hırkanın yakışıp yakışmadığını etrafında ki torunlarına tek tek soracak kadar da bilinç ve muhakeme içindeydi.
Şimdi ben onun yarı yaşına bile gelmeden darmadağın olmuş bir hayat. Diyetler ilaçlar vs. Hangi birini alırsan al sonuçta kolesterol gene yükseliyor.
Dedem ile anneannemin hiç bir zaman benim kadar yürüdüklerini bile sanmıyorum hatırlamıyorum. Dedemin en fazla yürümesi yayla da sığırının arkasında attığı bir kaç adım ile namaz dan namaza camiye kadar atılan adımlar işte. O zamanlar yenilenler 40 adım da yakılabiliyordu. Şimdi günde 4 bin adım bile yeterli olmuyor.
Tereyağı ile et arasında nasıl bir seçim yapacaktı ki dedem. Öyle bir derdi yok du. Hangisini bulursa hemen tabağını deyim yerinde ise silip süpürürdü. Kolesterolmüş, şekermiş nedense hiç duymadığı kelimelerdi onun için. Herhangi bir anlamı olmayan torun konuşmaları idi.
Şimdiler de para vererek öğrenmeye çalıştığım, dedelerimizin yemek yeme alışkanlıklarını sobanın alevi ile aydınlanan odanız da, dizlerinizin dibinde oturararak öğrenseydim.
Mekanınız Cennet olur inşallah.
Neyse ben gideyim biraz yürüyeyim bari. Damarlarım tıkanmasın.
misvak kullanmak…
0MİSVAK KULLANMAK…
“Cibril (a.s.) bana her gelişinde misvak kullanmamı emrederdi. Öyle ki dişlerimin zedeleneceğinden endişe ederdim.” (İbn-i Mâce)
Misvak: İlim dilinde “Salvadora persika” adı verilen halk arasında “Erak ağacı” olarak bilinen ve Avrupa’lıların dilinde “Şecere-i Muhammedî” İslâm litaratüründe ise, bu ağaca Misvak denir.Eski asırlardan beri insanlar tarafından kullanılan bu harika fırça Hazret-i Allah’ın kullarına ikram ettiği ölümden başka her derde deva olan macunu içinde mükemmel bir fırçadır.
Doğu Afrikadan Hindistan’a kadar uzanan bölgelerde yetişen bu step bitkisi bol iktisatlı pratik olmakla birlikte taşınması kalem gibi kolay formalitesi az kokusu güzel meyvesi yenen bir bitkidir.
Bilimin teknolojinin araştırmaların söz sahibi olduğu şu modern çağımızda araştırmacıların ve bilim adamlarının ifadelerine göre hastalıkların birçoğunun özellikle romatizmal hastalıkların % 90’nının Mide ve Kalp hastalıklarının ağzımızla doğrudan ilgili olduğu gerçeğini ortaya koymuşlardır. Bu nedenle tedaviye ağızdan başlanması gerektiğini söylemişlerdir.
Diş aralarında kalan yemek kırıntıları ağzımızın sıcak ortamında hızla asite olup kokuşmakta diş minelerini delerek çürümelere iltihaplanmalara diş eti kanama çekilme ve hastalıklarına sebep olmaktadır. Ağız yoluyla midemize inen bu kokuşmuş salgı sağlığımızı ciddi boyutlarda tehdid etmektedir.
“Misvak kullanmak ağzın temiz kalmasına ve Rabbın râzı olmasına sebeptir.” (Nesâî)
Kullarının dünya ve ahiret mutluluğunu isteyen Hazret-i Allah biricik Habibi’ni Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’i bizlere örnek olarak göndermiştir. Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz bizlere birçok Hadis-i şerif’lerinde bu konunun önemini hatırlatmış ve bizlere örnek olmuşlardır.
“Misvak kullanmak hakkındaki tavsiyelerimi sizlere çok tekrarladım.” (Buhari)
Zaman zaman diş fırçalarının kıllarında malum hayvan kıllarından yapıldığına dair zaman zaman endişeler dile getirilmiştir. Bu açıdan bakıldığın da da misvakın bir başka faydası da göz önündedir.
KOŞER mi , HELAL mi?
0KOŞER mi , HELAL mi?
M.Z.G
GİMDES Yön.Kurulu üyesi
Müslüman tüketiciler, helal gıda bulamama endişesi ile sık sık Koşer gıdalara yönelmektedirler. Musevi kesim tarzı İslami kesime benzemekle beraber Helal ve Koşer kavramları birbirlerinden farklı anlamlara sahiptirler. Yazımızı kaleme almamızdaki temel sebep de Koşer hakkında bilgi vererek Müslümanların dikkatli olmalarını sağlamaktır.
1. Tanımlar : Kaşrut (Kashrut) İbranice’de Musevilerin beslenme kuralları sistemidir. Koşer (İbranice Kasher) Musevi şeriatına göre uygun anlamına gelir. Koşere örnek olarak, kurallara uygun kesilmiş sığırın ön kısmı, meyveler, sebzeler, kanatları olan tüm balıklar, tüm şaraplar, tüm peynir çeşitleri ve jelatin verilebilir.
Koşerin gıda konusundaki karşıtı Treif (Yidiş dilinde) veya Trefah (İbranice’de) kullanıma uygun olmayan, yasaklanmış anlamındadır. Trefah kelime anlamıyla “yabani hayvan tarafından parçalanmış” demektir. Trefah kavramına örnek olarak, kan, domuz, tavşan, kabuklu deniz ürünleri, yaban kazı gibi yabani kuşlar, avcı kuşlar sayılabilir.
2. Üç Ana Kaide : Kashrut için üç ana kaide vardır.
a. Et ve süt ürünleri ile bunların hazırlanmasında ve servis edilmesinde kullanılan kap ve aletlerin birbirinden ayrılması. Et ve süt ürünleri aynı yemekte yenemezler.
b. İzin verilen gıdalar : Aşağıdakiler tüketilmesine izin verilen besinlerdir. i. Fleishik (Yidiş dilinde) : et ve tavuk ile bunlardan türetilmiş gıdalar. ii. Milkhik (Yidiş dilinde) : süt ve süt bazlı gıdalar iii. Pareve (Yidiş dilinde) : yumurta, tahıl, bakliyat, sebze, meyve, kanatlı balıklar gibi et ve süt haricinde kalan gıdalar.
c. Yemeğin hazırlanması :
Koşer sığır veya kanatlı Musevi kesim kurallarına göre kesilmeli ve tüm kan akıtılmalıdır. Koşer , kavurmak, ıslatmak, tuzlamak yöntemlerini de kapsar. Musevi beslenme kurallarına göre, sığır veya koyunun arka kısmında bulunan siyatik siniri (gid hanasheh) yasaktır. Siyatik siniri hayvandan çekip çıkarmak çok zor olduğundan Museviler Koşer hayvanların yalnızca ön taraflarını (ön ayakları ile göğüs kısmını) yerler. Hayvanın arka kısmı koşer kabul edilmez.
3. Hamursuz Bayramı : Hamursuz Bayramı, İsrailoğullarının Mısırlılardan kurtuluşunu kutlayan Musevi bahar bayramıdır. Bu bayramda mayalanmış (chametz) hiçbir yiyecek yenmez. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, bulgur bu özel günde tüketilmez. Ev bu beş tahıldan tamamen arındırılır.
4. Helal ve Koşer Kuralları : Helal yalnızca yiyecek ve içecekleri değil, günlük hayatın tüm sahalarını içine alan bir kavramdır. İnsanlık için en mükemmel din olan İslam, kendinden önce gelen Musevilik ve Hıristiyanlığı sona erdirmiştir. Tüm alanlardaki kurallar İslam tarafından belirlenmiş ve uyulması zorunlu kılınmıştır.
İslama göre haramı ve helali ancak Allah belirlemiştir. İnsanların helali harama, haramı helale çevirmeleri yasaklanmıştır.
Helal bir İslami kavram olarak Hz.Muhammed (SAV) tarafından buyurulduğu gibi Müslümanı farklı kılan bir özelliktir.
Museviler, helali koşer saymazlar. Koşer kesim ile helal kesim arasında aşağıdaki farklar bulunmaktadır :
a. İslami kesimde her hayvan kesilmeden evvel kasap ” Bismillahu Allahu Ekber” demelidir.
“Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.” (En’am 118)
Musevi inancında ise Allah’ın adını kesim gününde bir kere anmak yeterlidir. Yani, kesim başlamadan kasap Allah’ın adını anar fakat her hayvan için ayrı ayrı tekrar etmeyebilir.
b. Koşer kesimini bu konuda yetkili ve bilgili Şoket (Shochet) adlı kasaplar yapabilir. Kesim tek bir hareketle tamamlanır.
İslami kesimi ise, yetişkin olmak kaydıyla kesim usülünü bilen her Müslüman yapabilir. Boğazlama yalnız bir defada yapılmalıdır. Boğazlamanın “kesim işlemi”, boğazlama esnasında, kesme aletinin hayvanı terk etmediği süresince geçerlidir. Bıçağın herhangi bir ayrılışı, boğazlama hareketinin bir sonu olarak kabul edilir. Bir hayvan üzerinde çok sayıda boğazlama hareketi kabul edilmez.
c. Kaşrut tanımına göre, et yemek bir çeşit ilahi taviz gibidir. İnsanın zayıflığı ve ihtiyacına karşılık ilahi bir nimet olarak düşünülür. Bu düşünce, İslami yaklaşıma aykırıdır. Zira,
“Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.” (Mü’min 79) buyurulmuştur.
İslam, usülüne göre kesilen sığır ve koyunun tamamını helal kabul eder. Fakat Museviler hayvanın yalnızca ön kısmını (ön ayakları ve göğüs kısmı) koşer kabul ederler. (siyatik sinir alınabilirse, o vakit hayvanın tümü koşer olur).
Koşer ve Helal arasındaki diğer farklar ise şöyledir :
a. Tavşan, kabuklu deniz ürünleri, yaban tavukları, yaban kaz ve ördekleri İslam’a göre helal hayvanlardır. Kaşruta göre bu hayvanlar yasaktır.
b. İslam’a göre sarhoşluk veren şarap, likör vd. tüm içkiler, alkol ve uyuşturucular haram iken, Kaşrut ise şarapları Koşer olarak kabul eder. Bu sebeple koşer sembolü taşıyan her gıda Helal olmayabilir.
c. Kaynağına bakılmaksızın jelatin koşer kabul edilir. İslama göre ise, jelatin domuz gibi hayvanlardan üretilmişse haramdır. Bu sebeple koşer damgalı yoğurt, krema (marshmallow) helal olmayabilir.
d. Kaynağına bakılmaksızın tüm hayvanlardan üretilen enzim ve mayalar sekresyon olarak düşünülerek (pirsah b’almah) koşer kabul edilir. Böyle olunca tüm peynirler de koşer olur. Halbuki Müslümanlar peynir mayasının kökenine bakmak durumundadırlar. Maya (veya enzim) domuz gibi haram hayvanlardan veya İslami usule göre kesilmemiş hayvanlardan türetiliyorsa haram kabul edilir.
e. Musevilikte süt ve et ürünleri aynı anda yenmez. Keza, bu gıdaları hazırlamada kullanılan tabak çanak ve aletler ayrı muhafaza edilip birbirlerine karıştırılmazlar. İslam’da böyle bir ayrım yoktur.
“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara 172).
Özet olarak, helal İslam’ın her iki dünyayı da kuşatan ve Müslümanın hayatını tanzim eden bir hayat sistemidir. Koşer ise Musevinin yeme-içme tarzını belirleyen bir kurallar zinciridir. Yalnızca bu ayrım bile, koşerin helal olmayabileceğinin ifadesidir. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.
Gimdes et ithalatına karşı…
0Türkiye de HELAL SERTİFİKALAMA faaliyeti gösteren dernek yaptığı açıklama da Et ithalatına karşı olduğunu açıkladı. Bu konuda Gimdes Başkanı Sn. Hüseyin Kami BÜYÜKÖZER’in açıklamasını aşağıda bulabilirsiniz.
CANLI HAYVAN İTHALATINA EVET !.. ANCAK ET İTHALATINA KESİNLİKLE HAYIR DİYORUZ!….
ET fiyatlarının bir yılda iki katına çıkmasının ardından hükümetin ithalatı serbest bırakmaya yönelik kararı kafaları karıştırdı.
Artan et fiyatlarına müdahale için ilk adımı atan hükümet Et ve Balık Kurumu’na canlı hayvan ve et ithalatı yetkisi verdi.
Canlı hayvan ithalatının yanında et ithalatına da izin verilmesi kafaların karışmasına sebep oluyor. Bu konuda et ithalatının yapılacağı ülkelerde kesimlerin İslami usullere uygun yapılmaması ve ismi geçen ülkelerin tamamında kesimlerin iğne veya tabanca ile bayıltarak, ya da kan akıtılmaksızın yapılıyor olması Helal olmama rizkinden dolayı %99 u Müslüman olan halkımızı korku ve endişeye sevk edecektir. Hassas toplum kesimlerimiz için etin İslami usullere uygun kesilmesinin önemi bilinmektedir, bu kez de et tanzim satışlarında “Helal et” kaygısının yaşanabileceği gözardı edilmemelidir.
28.08.2008 tarihinde www.gidaraporu.com sitemizde yayınladığımız bir yazımızda global dünyanın Yeni Zelanda, Avustralya ile birlikte en büyük et ihracatçısı olan Brezilya ile ilgili Helal et konusunda çok çarpıcı bilgiler verilmişti. İngiltere Halal monitoring Committee(HMC) nin Brezilya’ya gönderdiği uzman bir heyetinin tesbiti bir Müslüman için tüyler ürpeticidir. Kısaca bu yazıdan bir alıntı aktaralım:
‘Bu araştırmada Brezilyanın en büyük 18 kesim evinde inceleme girişiminde bulunuldu. Ancak 11 kesim evine giriş ve bu kesim evlerinde araştırma imkânı bulabildik. Ne yazık ki sonuçlar şok edici olmuştur:
•Kesim yerlerinin çoğunda Müslüman kesim görevlisi bulunmuyor
•Allah’ın ismi anılmıyor
•Kesim yerlerinin çoğunda bayıltma yaygındır (ve kesim anında birçok hayvanın ölmüş olma riski söz konusudur)
•Helal olmanın temel şartları hakkında bilgisizlik vardır
Birçok nefsine uymuş uygulayıcılar tarafından Helal kisvesi altında sertifikalandırılmış, güya “Helal” olan bu etler şehirlerimize mübarek etler olarak giriş yapmaktadır. Durumun vahameti ortaya çıkınca hem bizi, hem de Ortadoğu’daki samimi organizasyonları harekete geçirdi. Bu ürünlerin büyük kısmı başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Dubai, Umman, Katar gibi Orta Doğu ülkeleri ile Afrika ve Avrupa’ya ihraç edilmektedir.’
(Yazının tamamını okumak isteyenler , BREZİLYADAN ŞOK DALGALAR linkinden ulaşabilirler)
İlk olarak 1980′li yıllarda ANAP iktidarı döneminde Turgut Özal’ın Başbakanlığında et ithalatı serbest bırakılmış, bu uygulama o dönemde hem Türkiye’de besiciliğe büyük darbe vurmuş, hem İslami kesim şartlarına uyulmadığı cihetle Müslüman halk tedirgin olmuş, hem de ithal edilen etlerin önemli bölümünün kesimden sonra “dondurulmuş” etler olduğu ortaya çıkmıştı.
O dönemde et ithalatında denetimin tam olarak yapılamaması nedeniyle “kaçak et” ithalatında da patlama yaşanmış, hatta bazı ithalatçıların sığır ya da koyun eti diye “domuz eti” ithal ederek büyük market ve şarküteri zincirlerinde satışa sundukları belirlenmişti.
Bugün de özellikle Et Balık Kurumu’nun ithalatla yetkilendirilip, görevlendirilmesinin ardından, ithal edilecek etlerin haram-helal niteliği tartışılmaya başlanacaktır. Dolayısıyla da et ithalatı yerine Türkiye’de kesilmek üzere canlı hayvan ithalatına gidilmesi düşüncesinin ağırlık kazanması sözkonusudur.
Sektör temsilcileri ise EBK’nın çoğu kombinasının geçmiş yıllarda özelleştirilmesi, EBK’nın adeta bir “tabela kuruluş” haline gelmesi nedeniyle kurumun teşkilatının böylesi büyük çaplı bir ithalat ve dağıtım organizasyonunda yetersiz kalacağı, daha büyük sorun ve sıkıntılarla karşılaşılacağı öne sürülmektedir. Bu durum yarın özel sektörün devreye sokulmasına sebebiyet vermesi halinde ise işin daha da riskli olacağı uzak bir ihtimal görülmemelidir.
Şimdi ne olacak?
Konunun uzmanlarına göre, et fiyatlarındaki artış sadece hayvan sayısındaki azalmayla ilgili değil. Bu uzmanlar, son iki yılda, sekiz büyük firmanın altı aylık 500 bin erkek dana topladığını ve bu hayvanları kestirmeyerek fiyatları yukarı çektiklerini, belirtiyorlar.
Peki, et ithalatı sorunları çözer mi? Et ithalatı, sorunları çözeceğine arttıracaktır. Çünkü, üretici, ithal etin oluşturacağı fiyat gerilemesi nedeniyle hemen hayvanlarını kesime göndereceğinden et fiyatları hızla düşebilir. Ama besi hayvan sayısı yeterli olmadığından, et fiyatları, bir müddet sonra hızla yükselerek şimdiki fiyatların iki katına da çıkabilir.
En önemlisi, yaptığımız incelemelerde, Türkiye’de dahi helal kesim şartlarında pekçok zorluklar yaşanırken, nüfusumuzun %99 unu teşkil eden Müslümanlara yeni bir kabus yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.
“Hem katma değer getirisi, hem de İslami usüllere daha uygun olması isteğiyle kesimlerin Türkiye’de yapılmasını istiyoruz”
Canlı Hayvan ithaline evet. Et ithaline hayır diyoruz!….
Kaynak için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız…
CANLI HAYVAN İTHALATINA EVET !.. ANCAK ET İTHALATINA KESİNLİKLE HAYIR DİYORUZ!….
Fransa'da helal gıda pazarı 5,5 milyar Euro'ya koşuyor
0Türkiye’de helal gıda sertifikası uygulaması konusunda tartışmalar sürerken, dünyada İslami usullere göre hazırlanan helal gıda pazarı hızla büyüyor. Fransa’da 2008′de 4 milyar Euro olan pazarın hacminin bu yıl 5,5 milyar Euro’ya ulaşması bekleniyor.

Yaklaşık 5,3 milyonla Avrupa’nın en yoğun Müslüman nüfusa sahip ülkelerden Fransa’da, helal gıda sektörünün bu yıl 5,5 milyar Euro büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Fransız ekonomi gazetesi Les Echos’ta, Fransa’da etnik pazarlama konusunda uzmanlaşmış Solis firmasının anketinin yer verildiği bir haber yayınlandı. Habere göre, 2008 yılında yaklaşık 4 milyar Euro’luk pazar oluşturan helal gıda pazarı gıpta edilecek kadar büyüdü. Bu yıl pazarın 5,5 milyar Euro’ya ulaşması beklenirken, bu rakamın 1 milyar Euro’sunun ise hane dışından elde edileceği belirtiliyor.
Araştırmayı yapan Solis’in müdürü Abbas Bendali, helal gıdayı tercih etmenin sebeplerinden birinin Kuzey Afrika mutfağına duyulan özlem olduğunu, daha genç nüfus içinse helal gıdanın entegrasyon, modernite ve onaylanma anlamına geldiğini ifade ediyor. Kuzey Afrika’dan gelen birinci kuşağın o dönemde gıda konusunda özel isteklerde bulunma cesareti olmadığını dile getiren Bendali, Fransa’da doğan üçüncü kuşağın ise Batı’da üretilen tüm ürünlere bazı garantiler altında ulaşabilmek istediğini vurguluyor. Bendali, helal gıda olan ürünlerde domuz eti ya da alkol bulunmadığı için genç Fransız Müslümanların, İslami kurallara uygun şekilde üretilmiş tartiflette, sosisli sandviç, hamburger ve şekerleme yemek, hatta soda içebilmek istediğini belirtiyor. Zaman kavramının genç Müslüman kadınlar için de önem taşıdığına dikkat çeken Bendali, bu sebeple onların da hazır gıdaların dini kurallara göre hazırlanmış olmasını beklediğini dile getiriyor.
GIDA DEVLERİ HELAL GIDAYA GİRDİ
Les Echos’un haberine göre, Nestle, Fleury-Michon, Labeyrie, LDC, Panzani gibi büyük firmalar ve Casino gibi büyük marketler de helal gıda pazarının önemini anlamış görünüyor. Geçen yıl helal gıda ürünleri satmaya başlayan Casino’dan önce 2006 yılında İsviçreli gıda firması Nestle ilk helal ürünlerini satışa çıkardı. Özellikle Ramazan ayında çorba, bulyon, dondurulmuş gıda, pizza ve tavuk sosisi üreten Nestle’nin etnik ürünler bölümü şefi Bruno Elkasri, Paris Camii yetkililerinin fabrikalarını ziyaret ettikten sonra ürünlerine garanti verdiğini söyledi. Fransa Tarım Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise helal etiketinin pazarlama için bir tercih olduğu belirtildi.
Müslümanların en çok et ve et ürünleri üretimi amacıyla kesilecek hayvanların kesim şartlarına ilişkin düzenlemeler konusunda beklentileri var. Domuz, köpek ve cinsleri, Allah adına ve İslami kurallara göre kesilmeyen hayvanlar, ecelleri ile ölenler, helal gıda ile beslenmeyen hayvanlar helal kabul edilmiyor. Allah’ın adını anmadan kesilen hayvanları tüketmek İslam’a uygun değil. d
Hayırlı olsun artık et de ithal edeceğiz…
0Malum bir takım tekeller nedeni ile et fiyatlarının anormal yükselmesi gereği, Geçen haftadan bu yana et fiyatlarının aşağı çekilebilmesi için ithal edilerek düşürülmesi konusunda tarım bakanlığı tarafından çalışmalara bugün itibari ile başlanmış. Ve haberin yayılmasının ilk gününden itibaren fiyatlar da 1-2 TL civarında indirimler başlamış bile.
Bir kaç gündür ana gündem maddesi bu husus hakkında. Vatandaşın her konuda olduğu gibi bu konuda da kafası çok karışık. Hangi Tv kanalına ve hangi gazeteye baksanız bu konuda bir çok haber var. Herkes kendi cephesinden bakıyor. Hatta bir kanalda canlı hayvan üreticileri yolları kapatmış İTHAL ETE HAYIR kampanyası yapmışlar, yol kesmişler vede eğer ithal et gelirse hayvanlarını denize dökeceklerine dair demeçler veriyorlar.
Bizde onları buraya aktarmak yerine onların ana fikirlerine göre kendi fikrimizi beyan edelim istedik.
Bu konuda her zaman ki gibi üç farklı görüş hakim.
HAYIR cılar – EVET çiler – ve nerden gelirse gelsin hangi et olursa olsun fiyat düşsünde nasıl olursa olsun diyenler.
Et ithalatına kesinlikle karşı olan yani HAYIRCILARIN başta gelenleri aslında besiciler.Bir diğer adı ile canlı hayvancılar.
Gelecek etlerin kontrollerinden endişeleri bulunan Helal et yemek isteyen hassas müslümanlar. Bunun yanın da hiç bir yerde direk yazılmamasına rağmen bana göre de büyük market zincirleri. Özellikle de besicilik faaliyeti olabilenler.
Et ithalatını destekleyen EVETÇİLER ise helal et derdinde olan hassas müslümanların diğer yarısı. İkinci grup ise Domuz eti, at eti ve eşek eti yedik dışarıdan gelen et en azından bunlardan daha garantidir diyenler…
Ve en son kısım ise hiç bir kıstası olmayan ister dışardan gelsin ister içeride üretilsin, ister helal olsun ister olmasın fiyat düşsün de evime et alayım diyen kesim. Kendi geçim dertlerinden oluşturdukları savunma mekanizmaları gereği.
Tarım Bakanlığının verdiği talimat gereği Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü Et ithal edilebilecek ülkeleri belirlerken deli dana hastalığı olmayan avrupa ülkelerinden alım yaparken dsağlık kontrolleri yapacağını ve gerekirse helal sertifikası isteneceğini açıkladı.Gerektiğin de ifadesi midemizi bulandırsa da bildiğim kadarı ile ülkeme ithal edilen bir üründe ilk defa HELAL SERTİFİKASI istenmesi anlamında sevindirici bir gelişme olarak değerlendirmekteyiz. Konu hakkında ilgili habere bu linkten ulaşabilirsiniz.
Zira bu gerektiğinde ifadesinin karşılığının bulunabilmesi için tüketici olarak bizlerinde yüksek ses ile HELAL SERTİFİKASINI talep etmemiz ve tercihimizi bu yönde kullanmamız gerekmektedir.
Fiyatların düşmesi ile Allahtan Korkmazların Domuz etini piyasaya daha çok sürecekleri de aşikardır dolayısı ile vatandaşın kafasının daha çok karışmaması için helal sertifkası talebinin önemi ve gereği bir kat daha artmaktadır.
Dolayısı ile HELAL SERTİFİKASI ve bunun TALEP EDİLMESİNİN ne kadar önemli bir konu olduğu aşikardır. DİLERİM BU İLK ARTARAK DEVAM EDER ve ülkeme ithal edilen tüm ürünlerde İstenir.
Avrupa ülkelerinde helal sertifikalama Türkiyede ki gibi gönüllü kuruluş olarak faaliyet göstermekte. Geçtiğimiz günlerde bu kuruluşlar Belçikada toplanmış ve bir çatı altında faaliyetlerine devam etme kararı almışlardı.
Genel olarak bu ülkelerde ki HELAL SERTİFİKALAMA işlemlerini aşağıda özetleyebiliriz…
İNGİLTERE
İngiltere’de “helal gıda” konusunda yetkili kılınmış “Birleşik Krallık Müslüman Gıda Kurulu” ile Endonezya devlet “helal gıda” kurumu MUI ve Malezya devlet “helal gıda” kurumu JAKIM tarafından tanınan “Helal Gıda Otoritesi” de bulunmakta.
ALMANYA
Almanya’da Avrupa Helal Sertifika Enstitüsü (EHZ) “helâl sertifikası” veriyor. Almanya Rüsselsheim’daki Halal Control e.K. (EU) de yine JAKIM ve MUI tarafından tanınan helâl sertifikası veren kurumlar. Hamburg İslam Merkezi (IZH), Almanya dışında Avusturya’da, Hollanda’da ve Isviçre’de çalışan firmalar için helâl sertifikası temin eden m-haditec GmbH & KG firması ile ortaklaşa sertifika veriyor.
DANİMARKA
Danimarka’da İslam Kültür Merkezi (Islamic Cultural Centre-IKCS) ve Belçika’da Avrupa İslami Gıda Konseyi (Islamic Food Council of Europe) Malezya HDC tarafından onaylı, sertifika veren kurumlar.
BELÇİKA
Belçika Brüksel de “Euro Halal” adlı bir helâl gıda kontrol ve sertifika kuruluşu var. Halal Federation of Belgium da bu konuda ülkede söz sahibi.
FRANSA
Fransa’da ARGML (Association Rituelle,Grande Mosquee de Lyon) ve Association Finisterienne- Pour La Culture Arabo-Islamique (AFCAI) helâl sertifika kurumları olarak faaliyet gösteriyor.
HOLLANDA
Hollanda’da “TQ HCC” Vakfı ve Fransa’da “Halal Correct France” Vakfı, Dünya Halâl Konseyi’ne üyedir ve bu nedenle de, The Islamic Aboard for Fatwa & Research in NL, MUI ve JAKIM tarafından tanınıyor. Hollanda’da HFFIA (Halal Feed and Food Inspection Authority) kuruluşu da sertifika veriyor.
BOSNA-HERSEK
Bosna Hersek’te 2006 yılında kurulan sivil toplum kuruluşu “Agency For Halal Quality Certification” ülkedeki helâl sertifika çalışmalarını yürütmektedir.
TÜRKİYE
Türkiye’de ise GİMDES helâl gıda alanında çalışmalar yapıyor. 2009 yılında World Halal Council’in üyesi olmuş ve bu kuruluş tarafından akredite edildi. GIMDES, 2009 Nisandan itibaren ihracata yönelik helâl sertifikası vermeye başlamıştır.
HELAL BİRLİK KARARI
Avrupa’da son gelişme; Almanya, Fransa, Ingiltere, Hollanda, Belçika, Avusturya, Danimarka, Ispanya, Bosna Hersek ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu helâl sertifika kurumlarının Kasım 2009’da biraraya gelerek, aralarında işbirliğini pekiştirecek bir birlik oluşturmaya karar vermesi. Sözkonusu kurumların, 24 Şubat 2010’da Belçika’da tekrar toplanarak ortak birliğin adını ve hazırlanacak tüzüğü onaylamasıyla “European Association of Halal Certifiers” yürürlüğe girecek. Bu birliğin kurulması ile sahte helâl sertifikalarının büyük ölçüde önüne geçilmesi için önemli bir adım daha atılmış olacaktır.
Kalın sağlıcakla.
istenirse olur… neden olmasın
02 milyara yaklaşan bir nüfusu var müslümanların. 1.7 milyar şu aralar. yani dünya nüfusunun nerde ise 3 te biri. Ancak yediklerimizi ve içtiklerimizi ciddi anlamda denetleyen ve bu konuda herhangi bir otorite ciddi anlamda yok. Hele ülkemde bu konuda denetimler çok az hatta hiç yok. Yani dışarıda istediğiniz kadar helal olmayan ürün getirebilirsiniz ancak bunun için herhangi bir yaptırım yok.
Ama bildiğim kadarı ile endenozya ve malezya gibi ülkelerde bu durum pek öyle değil. Diğer müslüman ülkelerde de bir takım denetim kurumları var veya kurulmak üzere. Ancak türkiyede bu konu malum sonuç olarak YASAK. Hatta bazı ürünlerde neden helal etiketi niye basılmaz diye ithalatçı bir kaç firma ile görüştüğümüz de bunun etiket yönetmeliği gereği yasak olduğunu hayret ederek öğrendim. Ve bunu yapanlara devletin kurumları tarafından ceza bile kesilebildiğini de eklediler. %90 nı müslüman olan bir ülkede yediğinin içtiğinin helal olmasını istemek bile suç. Ne garip bir ülkede yaşamaya çalışıyoruz.
Ancak yurtdışında da zaman zaman HELAL ET bulma konusunda sıkıntı yaşanıyormuş…Avrupada neden HELAL Et sıkıntısı yaşanır diye düşündüğünüz de avrupalı insanlar bizim dinimize siyaset gereği daha saygılı olduklarından müslümanlara yardım etmeleri gerektiğin de helal et bulma da sıkıntı yaşadıklarını dile getirmişler…
Bunun üzerine bir takım müslümanlar bir araya gelerek kurban bayramında kestikleri hayvanlardan elde ettikleri etleri bağışlayarak, bu sıkıntının giderilmesi için bağışta bulunmuşlar…
İlgili habere aşağıdaki satırlarda veya bu linkten ulaşabilirsiniz…Hollanda’da Bulunan Müslüman Türklerin kendi oluşumları ve bu konuda yaptıkları organizasyon sonrası büyük bir sıkıntı giderilmiş oldu. Dolayısı ile istendi ve OLDU.
Bizi ilgilendiren kısım ise tamamen aynı dilek ve temenninin ülkem insanları tarafından da gündeme alınması ve HELAL GIDA İSTEĞİ konusunun her geçen gün artmasını temenni etmekteyiz.
Zira gün geçmiyorki kedi,köpek,domuz, at , eşek ve katır etinin satıldığı ve bir baskın sonucun da ele geçirilen etlerin haberini duyuyoruz tvlerde. Peki tespit edilemeyen ve imha edilmeyen kaçak et satışı yok mu bu ülke de?
Allahtan korkmaz para kölesi insanların olduğu bu memlekette artık müslüman ülkesinde HELAL OLMAZMI KARDEŞİM devirleri malesef sona ermiştir.
Her gittiğiniz yerde sorgulamanız ve HELAL SERTİFANIZ VARMI diye talep etmeniz dileği ile…
Kalın Sağlıcakla.
—–
Hollandalı Türklerden gıda bankalarına helal salam ve sucuk yardımı
Hollanda’da kurban bayramında bağışlanan etler, salam ve sucuk haline getirildikten sonra başkent Amsterdam’daki gıda bankasına teslim edildi.Et ya
Hollanda’da kurban bayramında bağışlanan etler, salam ve sucuk haline getirildikten sonra başkent Amsterdam’daki gıda bankasına teslim edildi.
Et yardımı, Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) Genel Koordinatörü Mikail Güneş tarafından gıda bankası yetkilisi Ellie Goemans’e teslim edildi. Goemans, Müslümanlara gıda yardımı yaparken ‘helal et’ bulmada zorluk çektiklerini belirterek, yapılan yardımın kendilerini son derece memnun ettiğini söyledi. Goemans, bundan sonrada Müslüman kuruluşlar ile Hollanda’daki yoksullukla mücadelede birlikte çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
Mikail Güneş ise Amsterdam’daki gıda bankasına 1 tonun üzerinde salam teslim ettiklerini, Lahey ve Rotterdam’daki gıda bankalarına da et bağışı yapıldığını söyledi. Güneş, şu açıklamayı yaptı: ” Müslümanlar bu tür girişimler ile Hollanda’daki sosyal sorunlara sahip çıktıklarını Hollanda’ya ait olduklarını, Hollanda’nın derlerini kendileri için dert gördüklerini ve çözüm için çaba sarf ettiklerini ispatlamış oldular. Ümit ediyorum ki bu tür girişimler diğer alanlarda örnek olur. Ve Müslümanlar pasiflikten çıkarak aktör olmaya aday olurlar. Bu inancacımızın bir gereğidir paylaşmak ve sorumluluk almak Müslümanların bu ülkedeki vizyonudur.”
Starbucks’a Neler Oluyor?
0Starbucks’a Neler Oluyor?
.
Starbucks’a Neler Oluyor? Dünyanın en büyük kahve zincirlerinden Starbucks, ABD’nin Seattle şehrinde deneme amaçlı açtığı kafede bira ve şarap servisi sunarak ezber bozuyor. Seattle şehrinin seçme mahallelerinden Capitol Hill’de açılan kafede ve yine 15’inci caddedeki Coffee & Tea adındaki benzer hizmetin sunulduğu mekanda içecek menüsü değiştirildi.
Dünyanın en büyük fast-food zincirlerinden biri olan McDonalds’ın geçen yıl itibariyle, mağazalarında üst gelir grubuna hitap eden kafeler açması ve McCafe markasıyla bünyesindeki kahve seçenekleri çeşitlendirmesinin ardından, Starbucks’ın da bu yeni mağazalarla üst gelir grubuna hitap etmek istediği belirtiliyor.
Harvard Business School öğretim üyesi profesörlerinden John Quelch, “Starbucks zaman içinde özel bir kitleye hitap eden bir markadan, kitlelere hitap eden bir markaya dönüştü. Bu yüzden üst gelir grubunda büyük bir boşluk oluştu” dedi.
Quelch, aynı zamanda ABD’nin diğer kahve zincirleri Peet’s Coffee & Tea ve Caribou Coffee Co’nun ellerine geçirdikleri bu fırsatı tepip, bu boşluğu dolduramadıklarını da belirtti. Starbucks için 2006’da örnek olay incelemesi yapan Quelch, “Starbucks’ın marka piramidinde üst sıraları rakiplerine kaptırmak istemediğini görülüyor” dedi.
Ebeveynlere Hitap eden İçecekler
Reuters muhabirleri, Starbucks’ın yeni test kafelerine yaptıkları ziyarette, mağazaya bebeklerine mama yediren annelerden, serbest çalışan grafikerlere ve emeklilere kadar farklı yaş gruplarından insanların geldiğini söylüyor.
Muhabirler, yeni konseptin en çok öğrencileri memnun ettiğini de söyledi. Washington Üniversitesi’nin yakınına kurulan kafeye, birkaç kadeh içkiyle birlikte ders çalışmak için gelen öğrenciler büyük ilgi gösteriyor.
İtalya Etkisi
Starbucks CEO’su, kahve zincirinin yeni şubelerinde, İtalya’da, kahvenin yanı sıra şaraptan biraya kadar farklı türde alkollü içecek servisi yapan kafelerin konseptinden ilham aldıklarını söylüyor.
Daha önce ne ABD’deki ne de diğer ülkelerdeki şubelerinde alkollü içecek satmayan Starbukcks bu hamleyle, “ebevyen içeceği” olarak adlandırdığı alkollü içeceklerin test satışına başlamış oluyor. Şirket, 2000 yılında da Seattle ve San Francisco’daki iki ayrı test kafesinde “Cafe Starbucks” adını verdiği şubelerinde kahve dışında bira ve şarap servis etmişti. Bu mağazalarda aynı zamanda salata, sandviç ve “Circadia” adında bir çorba da satılıyordu. Ancak bu konsept şubeler daha sonraki yıllarda kapatılıp, bilinen Starbucks şubelerine çevrilmişti. Starbucks, ABD’den ayrı olarak, Japonya ve İspanya’daki şubelerinde de bira ve şarap satmayı denemişti.
ABD’de Roy Street ve 15’inci Cadde’de açılan yeni konsept kafeler, dünya çapında toplam 16.000 şubesi bulunan kahve zincirinin bir gün bütün şubelerinde alkollü içecek satmaya başlayacağına yönelik söylentilerin çıkmasına neden olsa da şirket yetkilileri bu konu hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. Şirket sözcüsü, “Şimdilik diğer şubelerimizde alkollü içecek satmayı planlamıyoruz” diyor.
Kaynak: Bu yazı, www.kobifinans.com.tr için, Hürriyet Gazetesi’nden derlenmiştir.
Daha önce de starbucks hakkında bir yazı yazmıştık. Takip edenler hatırlayacaktır ancak bu haberi hurriyet internet sitesinden finansbankın derleyerek kendi sitesine koymuş olması daha da enteresan bir durum olduğu kanaatindeyiz.


